Bugün 26 Mayıs 2018 Cumartesi
İstatistik Almanak Foto Galeri Anılar Etkinlikler Kitap Kan Bankası İletişim
Devre Devrenizi girin.
Boş bırakırsanız tüm devre moderatörlerini listeler.
Hoşgeldiniz. Üye Girişi
Aramalar



kitap.Sultanî.com hocalar.Sultanî.com tambur.Sultanî.com Galatasaray Dergileri Arşivi
Kısa Yoldan
Şehitlerimiz
Mektepli Müdürlerimiz
GSD - Başkanlar
GSK - Mektepli Başkanlar
GEV Mütevelli
Yardımlaşma Vakfı Mütevelli
AGBD - Başkanlar

Üyelik İstatistikleri
Kan grupları

Mekteb-i Sultanî 13. Sınıf
Toplam Kayıt: 15572   Vefat: 3976   Devresi Belirsiz:203
Günlük Köşe Yazısı (Arşiv): 17919   Köşe Yazarı: 74
Kitap (Arşiv): 980   Kitap Yazarı: 289   Foto (Arşiv): 3104   Kan Grubu: 5167
Daha Fazla Rakam ...

Galatasaray Lisesi Galatasaray Lisesi

İki Kitap      / Tüm Kitaplar      / Yeni Kitap

2016 Gita Ne Var Bunda? - (2016 Gita )
MERİÇ RENKVER
2016 Gita

Meriç Renkver'in deneysel deneme kitabı Ne Var Bunda?, farklı metin türleri üzerinden kurmaca ile gerçekliği bir araya getirerek bu alanda bir ilki gerçekleştiriyor
"Ne Var Bunda?"da çok şey var! 
Adresi olmayan mektup, beyazperde ayinleri, bir starın anatomisi, yazı rahmine düşen ilk harfler, silinen siluetler, bir serginin kübik çağrışımları, faiziyle geri alınan sözler, yazarı olmayan kitap, sanal demokrasi, yüz yıllık aşkını anlatan kadın, imgesini arayan ölüler, sorusu olmayan cevaplar… Ele aldığı temaların nereden kaynaklandığına "İçimdekiler" kısmında yer veren Ne Var Bunda?, özgün yapısı ve yaratıcı metinleriyle deneme alanında yeni bir kulvar açıyor.
İlk kitabı İlkgüz Ağrısı ile Orhan Kemal Öykü Yarışması'nda ikincilik ödülü kazanan Meriç Renkver'in yeni kitabı Ne Var Bunda? 12 farklı metin türünde kaleme alınmış denemelerden oluşuyor. Metinlerin farklılık yaratan yönlerinden biri, doğrudan gerçeklik üzerinden ifade edilmiş düşüncelerin yanı sıra, kurmaca unsurlar da içermesi. Yazarın ifadesiyle, "gerçeğin içinden veya üstünden anlatılar içeren" kitap, tematik ve metinsel çeşitliliği sayesinde keyifli ve zihinlerde iz bırakan bir okuma deneyimi yaşatıyor. Ortaya koyduğu tezler, yaptığı düşsel çağrışımlar ve içerdiği anlam katmanları ile farklı düşünce dünyalarına kapı açıyor.
Kitapta yer alan metin türleri ve tema başlıkları şöyle: Mektup Denemesi (Themis Gözlerini Açmalı Artık), Eleştiri Denemesi (İnsan Orijinal mi, Kopya mı?), Biyografi Denemesi (Ya Benim Olacaksın Ya da Toprağın!), Günlük Denemesi (3 Haziran 1974… 3 Haziran 2015), Gezi Yazısı Denemesi (Çamlıca'da Nasıl Tepem Attı?), Köşe Yazısı Denemesi (Kübik Var da, Pübik Sanat Neden Yok?), Deneme Denemesi (Fahişelik Üzerine Tezler), Röportaj Denemesi (Sanal Demokrasiye Doğru Hızla Gidiyoruz), Film Öyküsü Denemesi (Yüz Yıllık Aşk), Masal Denemesi (Çünkü Aşkın Gözü Kördür), Şiir Denemesi (İmgesini Arayan Ecelsiz Ölüm), Aforizma Denemesi (Sorusu Olmayan Bir Cevap Verir misin Bana?).
Meriç Renkver deneme kitabıyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Düşüncelerimi klasik denemede olduğu gibi sadece gerçeklik üzerinden ifade etmedim, zaman zaman kurmacayı da işin içine kattım. Her deneme, form olarak farklı bir metin türünden okura sesleniyor. Ele aldığım temaları değişik formlarla bir araya getirip özgün bir estetik ve edebi yapı oluşturmayı; öyküde olduğu gibi deneme alanında da yaratıcı bir anlatı ortaya koymayı hedefledim. Deneysel bir deneme kitabı veya 'deneme denemesi' diyebiliriz buna."
(Tanıtım Bülteninden)


- Plan B Yayınları Gül ve Haç - (- Plan B Yayınları)
Ömer TECİMER
- Plan B Yayınları

Besant'ın dünya görüşü, tüm insanlığın aynı evrensel kardeşlikte birleşeceği üniter bir vizyondu. Bu kardeşliğin amacı, tüm tinselcilerin yardımı ile Büyük Beyaz Kardeşlik bilgelerinin işler duruma getireceği ilahi bir plana hizmet etmekti. Oysa, politik mücadelesinin kökenlerini yadsımayan Besant için, bu amaca ulaşmakta en etkin yol sosyalizm olmalıydı:
"Gelecek çağın ruhu sosyalizm olacaktır: görev bilincini yayacak, birbirine bağlılığı güçlendirecek, güçlü olanlara zayıfların yükünü taşımak için esin verecektir... Halk mutlu olmadığı sürece toplumdan söz edemeyiz, günümüzde var olan yalnızca toplumsal birimlerin kaynayan kaosudur... Avrupa, kardeşliği tümüyle ihmal etti; ezdi, fethetti, baskı kurdu; kendini seçilmiş olarak gördü; tüm dünyayı kendisine Tanrı'nın armağan ettiği bir otlak zannetti. Halk kitleleri acılı bir yoksulluk içindeyken, kimi kişilerin aşırı zengin olmasına göz yumdu... Çoğunluk tarafından denetlenen demokratik bir sosyalizm başarılı olamaz. Görev bilinci ile denetlenen, Bilgelikle yönetilen gerçekten aristokratik bir sosyalizm, uygarlığın ileri atılmış adımı olacaktır... Bir gün Madam Blavatski'ye sordular: "Sosyalist misiniz?" Şöyle yanıtladı: "Veren sosyalizme inanıyorum, alan sosyalizme değil." İşte geleceğin anahtarı buradadır."
Roz-Kruva akımların çoğunluğu, politika yapmadıklarını ve üyelerini politik tercihlerinde tam anlamıyla özgür bıraktıklarını belirtirler. Bu sav çoğu zaman doğru olsa da modern Roz-Kruva örgütlerinin yöneticileri, yaşamlarının belirli anlarında kişisel politik tercihlerde bulunarak, kendi akımlarını belirli bir yönelişe kaçınılmaz olarak zorlamışlardır. Bu olgu, Avrupa'da faşizmin yükseldiği 30'lu yıllarda ve II. Dünya Savaşı'nda, özellikle doğrulanmıştı.
Hızlı değişim içindeki dünyanın sinesinden yükselen ve giderek sayısı artan sesler, adaletli bir toplum projesi bulunmayan yeni plutokrasi (zenginler yönetimi) egemenliğine karşı çıkmaktadır. Zenginler ile yoksullar arasındaki çıkar çatışması genişledikçe, komplolar kaçınılmaz olarak gündemde kalacaklardır; ama bu durum, mitos nitelikli bir "büyük komplo"nun varlığı anlamına asla gelmez. Böylesi bir "büyük komplo" yalnızca bir "komplo kuramcıları" azınlığı için inanılır olmaktadır. Bu azınlık da, tümüyle akıl dışı yeni komplolar üretmeyi sürdürerek, karşı çıkmayı düşündükleri kötülükten çok daha sakıncalı ve tehlikeli bir ortamı hazırlamaktadırlar.
Rozikrusyen akımların uzun soluklu bir incelemesi, öncelikle, ortaya çıkan modern Rozikrusyen oluşumlarla başlayacaktır. Büyük bölümü XX. yüzyıl başlarında ABD'den yayılmış olan bu çağdaş oluşumların kökenleri hakkında daha önce ortaya çıkmamış yeni belgeler, sabırlı çalışmalar sonucunda bulunmaktadır. Henüz gün ışığına çıkmamış bu belgeler elbette, birçok gerilim ve tartışmaya yol açacaktır; çünkü modern Rozikrusyen oluşumların, uzun ve titiz çabalar sonucunda yarattıkları kendi "resmi" tarihlerinin kuşku altında kalmasına dayanamamaları doğaldır.
Ne var ki Hesz, Hölzel, Andreæ ve diğer dostların oluşturduğu topluluk olan Tübingen Çemberi'nin etkinliği uzun sürmemiş; gençlik dönemlerinin hevesi bir süre sonra yitirilmiştir. Manifestolarda sözü edilen Rozikrusyen oluşum, Roz-Kruva Kardeşliği bu dönemde asla gerçek bir örgüt olarak var olmamıştır. En azından gerçek bir örgüt olarak var olduğunu gösteren hiçbir sağlam kanıt yoktur. Bu bakımdan, XVII. yüzyıl başlarındaki Rozikrusyen akımı, tersini kanıtlayacak belgeler ortaya çıkana dek, bir örgüt olarak değil, bir düşünsel-entelektüel akım ya da daha basit bir anlatımla ütopyacı bir heves olarak görmek gerekir.
Rozikrusyenizm için bir entelektüel akım nitelendirmesini yapmak ne kadar doğrudur? Aslında Rozikrusyenizm, sınıflandırılması şaşırtıcı biçimde zor olan bir fenomendir. Bir din değildir; çünkü izleyenleri çoğunlukla Rozikrusyenizm'i Hıristiyanlık ya da diğer dinlerle birlikte uygulamışlar, dinin yerini alan bir oluşumdan çok, dine eklenen bir oluşum olarak değerlendirmişlerdir. Rozikrusyenizm bir felsefe akımı da değildir, bu biçimde nitelenemeyecek ölçüde belirsiz ve ele avuca sığmaz bir karakter taşır. Özenle yaratılmış bir mitosun apansız ortaya çıkışıyla gelişmeye başlamıştır.

Rozikrusyenizm'i ele almanın en mantıklı yolu, bu akımı zincirleme biçimde eskiden beri aktarılagelen belirli bir öğreti olarak değerlendirmek değil, kimi kişilerin kendi içsel yolculuklarını nitelendirmek için seçtikleri bir yöntem olarak görmektir. Gerçeği arayan kişi, kendi özgün arayış serüvenine uygun düşen simgeciliği de seçmek durumundadır. Çoğu zaman, bu tür bir simgesel arayışın ardına düşenler, çeşitli kurumsallaşma düzeylerinde bir araya gelmişler, kendi aralarında akımlar ya da topluluklar oluşturmuşlardır.
Rozikrusyenizm'in ilk metinlerinin siyasal yaklaşımı, Hermetik düşünceyle uyumlu bir geleneksel yorum üzerine yapılandırılmıştı ve bu bakımdan sınırlı sayıda sapient (bilen kişi) tarafından ulaşılabilen gizli bir gnosis'in varlığını öngörmekteydi. Ne var ki çoğunlukla Yunanistan ve Mısır'ın eski Hermetik felsefelerine, diğer bir deyişle pagan geleneklerine göndermede bulunsa da Rozikrusyenizm, özünde bir Hıristiyan Hermetizmi olarak değerlendirilmelidir.
Temel soru bir kez ortaya konmuştu: insanın gelişimini sağlamak için, önce toplumu mu değiştirmek gerekliydi? Yoksa, tam tersine, önce insanı değiştirmek ve böylece toplumun herkes tarafından paylaşılan değerler üreten bir modele doğru uyum içinde evrimleşmesini beklemek mi daha doğruydu? Bunlar, zaten, Antik Çağlar'dan beri toplumun barış ve uyum içinde gelişmesini sağlayacak yöntemleri araştıran düşünürlerin sordukları sorulardı. Ancak bu sorular hemen yeni sorulara kapı açıyordu: düşünsel bir bilgelik ya da kutsal bilgi sahibi olan kişi, toplumun yaşamına etkin biçimde katılmalı mıydı? Diğer bir deyişle, "tinsel otorite" ile "özdeksel egemenlik" uyum içinde olabilir miydi?
Aslında Thales'ten Hegel'e dek, birbiriyle bağlantılı ve neredeyse doğrusal olarak süren bir Batı felsefe geleneği kurgusu, hiçbir biçimde doğru kabul edilemez. Yine de bu kurgu, ortaya atılmış ve çok etkili olmuştur; bugün de etkili olmaktadır. Hegel sonrası Batı felsefesi kendi tarihine bakışında, çoğunlukla bu çizgiyi Nietzsche'ye, Heidegger ya da Wittgenstein'a, duruma göre bazen Habermas'a dek uzatmaktan başka bir şey yapmamıştır. Bu konuda, belki de en radikal ifade Heidegger'e aittir: Ona göre, Avrupa felsefesi bir söz yinelemesidir (pleonasm), çünkü Avrupa düşüncesi zaten felsefidir ve felsefe de Avrupalı'dır.
Avrupa'yı Avrupa yapan işte "ikincillik" özelliğiyle kendini sunan tinsel yapıdır. Avrupa'nın kaynakları kendi dışındadır. Avrupa'nın kültürü Yunan kökenlidir; Avrupa'nın dini ise Yahudi kaynaklıdır. Batı Hermetizmi ise Mısır kökenlidir. R. Brague'ın deyişiyle, iki kent Atina ve Kudüs, Avrupa'nın köklerini simgeler. Avrupa, "Roma yolu" olduğu için, Romalı olmakla, Romalılıkla ancak bu köklere uzanabilir. Avrupa, yabancı olanı kendine mal eder; ona sahip çıkar; çünkü o Romalı'dır.
-----
1952 İstanbul doğumlu Ömer Tecimer, Galatasaray Lisesi'nin ardından İktisadi Ticari İlimler Akademisi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde master yaptı. Tecimer, uzun süredir "Batı Uygarlığının Yeraltı Kaynakları" üzerine araştırma yapıyor.
Gül ve Haç oluşumunun karanlık ve zorlu tarihini inceleyen bu çalışma, Batı kültür tarihi araştırmacıları için bir kaynak kitap niteliğindedir. Yazar bu çalışmasında, akademik nesnellikle kişisel perspektifin keskinliği arasında ender görülen bir sentez oluşturmayı başarmıştır.
"Avrupa merkezli bir kültür hegemonyasının karşısında olan gerçek Rozikrusyenizm, Avrupa kültür kökenlerinin Avrupa'nın dışında olduğunu iyi bilmektedir; Avrupa'nın, Yunan düşüncesini, Ortadoğu dinsel değerlerini ve Mısır kökenli ezoterik yaklaşımların senteziyle oluşturulmuş bir tinsellik yapısına sahip olduğunun bilincindedir.
hocalar.sultani.com

Tüm Dernek Üyeleri


Tasarım, programlama ve barındırma: Galatasaraylılar Derneği © 2007-2011 Galatasaraylılar Derneği. Tüm hakları saklıdır.