Ada'nın bir yerinde, Tepeköy'deki evde genç bir kadın, onun gidişinden sonra her gece gün ağrana dek camın önünde oturup karanlığı seyredecekti. İskemlesine ilişip şalına sıkıca sarınacak; birlikte geçirdikleri her anı defalarca hatırlayacak; geceye onun adını fısıldayarak öne arkaya sallanarak yüreğinde sessiz ağıtlar yakacaktı. Her sallanışında, oturduğu iskemlenin bacakları gıcırdayacak; her gıcırtı bir inlemeye, bir yakarışa dönüşecekti.
Onu hiçbir zaman unutmayacak; hep mektuplar, şiirler yazıp yollayacak; hep döneceği günü bekleyecekti.