|
|
|
İzle-yorum - Arnavutköy’den Datça’ya Denemeler - (2016 Ocak Cinius Yayınları)
CENK SABAH TUZCU
2016 Ocak Cinius Yayınları
Şimdilerde marina yapmak için yok edilmiş ve anakaraya birleştirilmiş olan Datça’nın simgesi Topan Ada’ya giden yol üzerindeki güzelim Azganlı Plajı’nda 2007’nin Eylül ayının 22’sinde; 22 sene boyunca 5 ülkede, 7 şehirde görev yaptığım bankamdan beni atmak için uğraşan genel müdür vekilleri ile telefonda görüşürken içimden uzun bir straeee çekmek gelirken aniden Strabon’un “Tanrı sevdiği kullarını uzun ve iyi yaşasınlar diye Datça Yarımadası’na bırakır” sözü dökülüverdi. Akıllı ve muhteris genel müdür vekilleri hunharca gülerek “Strabon’un öyle bir sözü yok, uydurmadır” şeklinde beni üzecek hatırlatmalarda bulundular. Haklıydılar, yazılı hiçbir kaynakta öyle bir sözü yoktu ama kendilerine Amaseialı (Amasya) bu gezginin meşhur Geographika isimli kitabındaki şu sözlerle cevap verdim “…bundan böyle ben de kendimi Karia imparatoru ilan ediyorum.” (Kitap XIV, bölüm 25). Sen İstanbul’a gel biz seni Roma imparatoru yaparız demeden telefonu kapattılar; sonrasında çok düşündüm, keşke karımı Halikarnassos kraliçesi, oğlumu da Stratonikeia prensi ilan etseydim. Banka anılarımı daha sonra yazacağım, şimdi Geographika’yı okumanızı öneri-yorum.
|
|
|
|
"Toplumsal"ın Yeniden Yapılanması - (İstanbul, Kasım 1998 Bağlam Yayıncılık)
Besim Fatih DELLALOĞLU
İstanbul, Kasım 1998 Bağlam Yayıncılık
'Toplumsal'ın Yeniden Yapılanması
Besim F. Dellaloğlu
BAĞLAM YAYINCILIK
Habermas belki de modernizmin son temsilcilerinden biridir. Başka kim, "kitaplar yazarak mevcut toplumsal düzene alternatifler getirmek, modası geçmiş bir 18. Yüzyıl aydınlanması yanılsaması değildir" diyebilir; ortalığı post-modern "fin-de-siecle" havası sarmışken, artık yaşamsal kararlar vermek için çok geç; herhangi bir karar verilse de nasıl olsa birileri onu "yapı-çözecek" denilen bir zamanda. Sonunda kazanan her zaman iktidar. Bundan kaçış yok. Toplumsal kuram bu havayı çözümlemeli, fakat kendisi de bu havaya girmemelidir. Aslında belki de en büyük çelişki post-modernlerin çelişkisidir. Modern olup da yazan, çizenlerin doğru ya da yanlış bir hedefleri var. Ya post-modernlerin? Doğrusu en namuslu tavrı Wittgenstein göstermiştir. Benzer bir noktaya geldiğinde, herşeyi bırakıp gitme cesaretini göstermiş ve kendini bahçıvanlığa vermişti. Post-modernler ise hala herşeyin bittiği, yapılacak hiçbir şey olmadığı konusunda bizi ikna etmeye çalışıyorlar. Belki de bu noktada şöyle bir soru sorulabilir: Ama Wittgenstein geri dönmemiş miydi? Evet geri dönmüştü, ancak geri döndüğünde o artık başka bir Wittgenstein idi. Böyle geri dönüş herkesin başına!
|
|
|